Bilgiye dayalı birey ve kuruluşların geleceği belirleyeceği söylenir. Doğrudur, enformasyon teknolojisi da bunu apaçık işaret ediyor.
Bu bağlamda kurum ve kuruluşların, kişilerin bilgi sahibi olmaları çok önemli; ama bir o kadar önemli olan başka bir şey de bilgi yönetim becerisine sahip olmaktır.
Şayet sahip olduğumuz bilgiyi eğer yönetemiyorsak, onu amaç ve hayallerimizin gerçekleşmesi yönünde kullanamıyorsak bilgi ağır bir yükten başka bir şey olmaz! Unutmayalım, gereksiz bilginin içinde boğulmak da var!
Örgütler ya da oluşumlar, geleceğe dair düşüncesi olanlar; duyarlı insanlarla, girişimcilerle, çalışanlarla ve taraftarlarıyla verimli ilişkiler kurmalı ve kendi örgütsel ya da düşünce pratikleri üzerinden eleştirel düşünmeli ve sonra da doğru olanla fark edilen eksik ya da yanlış düşünce ve pratikleri değiştirme yeteneğini geliştirmelidir. Böylesi davranışla bilgi etkileşimli bir şekilde yönetilerek kazanca dönüşür. Çünkü bilgi insanların birlikte çalışmasına, iletişim kurmasına ve düşünmesine vesile olduğu gibi, aynı zamanda bu etkileşimle birlikte büyür.
Önemli bulduğum şeylerden biri de, düşünce ya da eylemleri tasarlayıp yaşama geçirirken başarısızlıklar karşısında başkalarını suçlamak yerine içe dönüp nerede hangi hatayı yaptım tutumunu benimsemektir. Başkalarını kabahatli bulmaktan ve savunmacı akıl yürütmeden vazgeçilmeliyiz. Başarıyı da başarısızlığı da birlikte paylaşmalıyız. Katılımcı ve kapsayıcı olmanın yolunun buradan geçtiğini düşünmekteyim.
Bilinen bir gerçektir; akıl akıldan üstündür. Bundan dolayı sohbet ve tartışmalarda getirilen öneri ve düşünceler analitik bir şekilde değerlendirilip akıl süzgecinden geçirilerek uygulamaya koyulmalıdır, homurdanarak değil.
Çoğunlukla farklı düşünceler, algılama biçimleri ve enformasyon işleme ve değerlendirme yöntemleri çatıştığında yenilik gerçekleşir. Bilişsel bakımdan çeşitlilik gösteren insanların farklı düşünme tarzlarına saygı gösterilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Eğer bilmiyorsak öğrenmeliyiz. Hiçbir düşünce ya da öneri kulak ardı edilmemeli, her düşünce gerçek anlamda mutlaka değerlendirilmelidir!
Başarı için beyin fırtınasının yanında olması gereken esas şey ise, kaldıraç olarak kullanacağımız teknolojik gelişmelere uygun yeni bir eylem programının olmasıdır.
Eğer geleceği şekillendirmede bir katkımızın olmasını istiyorsak bu yeni eylem programı ile örtüşen ortak bir vizyon ve stratejimiz de olmalıdır. Ama sol gelenekten gelen çok insanımız sanki aklını kendi düşünce çengeline takmış, olanları anlamadan aciz gibi. Kırık plak gibi aynı şeyleri tekrarlayıp duruyor. Kimileri de Kemalizm’den medet umuyor. Oysa çok şey değişti. Dijital teknolojinin yaşam ve çalışma koşullarımızı ele geçirmesini buna örnek verebilirim. Hegel bir belirlemesinde, “Felsefe, zamanını kavramış olmaktır,” der. Bizler de zamanımızı kavrayalım, farklı bir çağın içinde olduğumuzu kabul edelim. Tekno-kapitalizm insanları, her an yeniden kurulan hayat oyunu karşısında, bir oyuncudan çok bir seyirci konumuna düşürdü. Hayatın her alanında akıl almaz bir şekilde değişim yaşanıyor ve bu değişimin hızını da dijital devrimin gerçek potansiyeli ve mevcudiyeti belirliyor. Ve teknolojik gelişmeye paralel olarak ekonomide, savaş ve diplomaside, toplumda ve politikada da çok şey değişti ve değişiyor. Bizler bu değişimin ortasında yer alan bireyler olarak dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri çok iyi takip etmeliyiz; kaçan zamanı kuyruğundan yakalayarak olup biteni anlamaya ve tanımlamaya çalışmalıyız. Toplumsal politikalara ve toplumsal tasarımlara zemin oluşturacak düşünceler ve kavramlar üzerinde çalışıp yeni düşünceler üretmeliyiz ve onları geliştirmeliyiz. İnsanlığın yarısının oluşturan kadınlar her zaman bu çalışmaların her yerinde ve her aşamasında olmadıklarında hiçbir şeyin olmayacağını da bilmeliyiz.
Gerçekler devrimcidir. Ya kendimizi yenileyeceğiz ya da geride kalıp nal toplayacağız. Başka şansımızın olmadığını düşünüyorum.
Biliyorum, işimiz zor. Ama geleceğe dair bir hayalimiz olduğunda ve şevkle bu hayalimizi beslediğimizde hiçbir şey imkânsız değildir, olmaz denilen şeyler olur.


